Seyda Hazretleri, Hazne’ye gelmeden önce Irak’ta ilmini tamamlamış, orada müderrislik yapmıştır. Irak’ta dört sene kaldıktan sonra, Suriye’nin Kamuşluya bağlı Harab Kart köyünde dört sene Mollalık yapmıştır. Hocası Şeyh Kemal’in vefatından sonra Hazne de bulunan Şeyh Ahmed el- Haznevi’ nin yanına gitti. Teberruken bir-iki satır ondan ders okudu ve icazeti Şeyh Ahmed el- Haznevî Hazretlerinden almışlardır. İcazeti aldıktan sonra Nusaybin’e bağlı Buzgür köyüne geldi. Burada üç sene talebe yetiştirip müderrislik yaptı. Buradan Suriye’ye bağlı Gırbaviye köyüne geldi ve burada imamlık ve müderrislik yaptı. Gırbaviyedeyken zahirî ve batınî üstadı Şeyh Ahmedü’l Haznevîden kısa bir süre zarfında hilafet aldığı gibi teberrüken de ilim icazeti almışlardır.
Seyda Hazretleri yüksek kabiliyeti ve bütün varlığı ile çalışıp, hocasının da lütfu ve himmeti ile kimsede görülmeyen hâllere, kemâlata ve üstünlüklere kavuştu. İfade ettiğimiz gibi Iraklı Şeyh Kemal’den dört sene ders aldıktan sonra hocasının vefatıyla Suriye’ye geçerek Şah-ı Hazneye intisap etmiş ve ondan halifelik almıştır.
Seyda Hz. Halifelik aldığı anı şöyle anlatmaktadır: “Ben halifeliği aldığım zaman, abim Seyyid Molla İbrahim, oğlu –yeğenim- Seyyid Molla Abbas, Seyyid Yusuf, Haznevî’nin oğlu Şeyh Masum da hazır idi. Şeyh Ahmed-i Haznevî’nin oğlu Masum abasının içinden bir kırmızı cübbe çıkardı ve abim Molla İbrahim’e verdi. O vakit ben ağladım. Biliyordum, halifelik izniydi. Ben Şeyh Ahmed’e “Üstadım, ben bu yükü kaldıramam bu yük çok ağırdır” dedim. Bana cevaben “Molla Abdürrezzak, bir köpeğin boynuna bir ekmek taksan, bütün köpekler onun etrafında toplanır. O köpek demesin benim için toplandılar. Yalnız o ekmek için toplanırlar” dedikten sonra bizi uğurladılar.
Molla Abbas anlatıyor;
Seyda Hz. kısa bir müddet içinde halifeliği almış olduğundan Şeyh Ahmed el-Haznavî’nin yanında amel yapan bazı Mollalar kendi aralarında bu yabancı alim kimdir ki Şeyh Ahmed el-Haznavî ona kısa zaman da halifelik verdi, deyip ufak bir çekememezlik oldu. Bu olaydan sonra Şeyh Ahmed Haznevî(k.s) bir sohbeti sırasında o Mollalara dönerek “bu bizim Molla Abdurrezağımızdır yabancı değildir. Üstelik de çok büyük bir alimdir. Bizim onun yanında okumamız gerekirdi. Fakat ne yazık ki zaman buna müsait değildir. Allah-u Teala onun lambasını önceden doldurmuştu. Bize ise sadece tutuşturmak kaldı. Biz ise tutuşturduk” dedi.
Şeyh Ahmed Haznevî’ nin yanına bazı talebeler okumak amacıyla yanına gelmişlerdi. Şeyh Ahmed onlara “sizler gidin Molla Abdurrezak’ın yanında talebe olunuz. Çünkü onun yanında bir senelik ilim okursanız yedi sene okumuş gibi faydalanırsınız” deyip onları Seyda’nın yanına gönderdi.
Seyda hazretleri Dalif köyündeyken köylüler Şeyh Ahmed’e gidip tövbe alıyorlardı. Şeyh Ahmed onlara şöyle dedi. “Biz size bizden birini yolladık siz hala kendinizi yoruyorsunuz hala buraya geliyorsunuz. Molla Abdurrezak bizimdir onun yanına giderseniz bize gelmiş gibi olursunuz.”
Şeyh Selahaddin (k.s) Şeyh Ahmed Haznevi (k.s)’nin Seyda hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Benim on üç halifem vardır. Manevî bakımdan en büyükleri Molla Abdürrezzak’tır". Zira üstadda hem zâhiri-bâtınî ilim ve nûrlar öylesine neşvü nema’ bulmuştu ki Seyda Hz. memleketine gelince zâhiri ve bâtınî ilim ve nûrlarını dünyâya yaymaya, tâlibleri yetiştirmeye ve onları yükseltmeye başladı. Kısa zamanda şöhreti mıntıkaya yayılmaya başladı. Âşıkları, onun ilminden ve feyzinden faydalanmaya geliyordu.
Seyda Hz. Halifelikten önce ve sonra ilim tahsili ile meşgul olmuş, ömrünün sonuna kadar tedrisat yapmıştır. Bu uğur da varını yoğunu sarf etmiştir. Şeyh Ahmed vefat ettikten sonra Halid köyünde bir sene daha kalıp Türkiye’ye kendi köyü olan Halilan’a ziyaret için gelmiştir. Köylülerin büyük ısrarı üzerine köyde kalmayı kabul edmiştir. İki sene kaldıktan sonra fitne sebebiyle Suriye’ye gitmek maksadıyla ailesi ve talebesi ile yola çıkarlar. Sınır köylerinden Hışhışok’a gelir. Burada altı ay misafir olarak kaldıktan sonra Pirmir köyüne yerleşir. Burada yaklaşık on yedi sene kalır. Bu süre içerisinde talebeler yetiştirip icazetler vermiştir. Ayrıca çeşitli yerlere irşad için gitmiş, insanları Allah’a davet etmiştir. 1969-1970’de Kızıltepe’ye gelmişler ve ömürlerinin sonuna kadarda burada ikâmet etmişlerdir.