Küçük yaşta iken ilme fazlaca heves sarmış böylece ilk tahsiline normal hocalarda başlamıştır. Gençliğinde hatta on beş yaşında insanlara ilmi yaymak ve onlara hizmet etmek, doğru yolu göstermek için seyahat ettiği sıralarda Irak’a gitmiş ve o civarda bulunan takva sahibi alimlerden ders almışlardır. Talebelik yıllarında iken anne ve babasını kaybetmiş olmasına rağmen büyük abisi ve aynı zamanda ilk hocası Seyyid Molla İbrahim’in himayesinde okumaya başlamıştır. Halîlan medresesinde müderris Molla Muhammed Zûkiden ders almış, daha sonra Mazı dağına  bağlı Savaş köyüne gitmiş, orada Seyda Molla Abdulhamid Buğtiden ders okumuştur. Ondan sonra sırası ile Molla Halid Bûti, Molla Muhammed Servî, Şeyh Ahmedî, Hasan Keyfî (Şonşikli) Molla İbrahim, Seyda Şeyh Muhammed Hafid Arvâsî, Seyda-i Molla Hüseyin Küçük, Şeyh Kemal-i Hamidî, Şeyh Yahya-i Şahî, Suriye de bulunan Seyda-i Ubeydullahi Amûdî, Molla Abdullah Kuğî ve son olarak Irak’ta bulunan Mevlana Halid-i Bağdadî Hz. lerinin dergahında bulunan Seyda-i Molla Muhammed Emin ve Seyda-i Molla Abdullah’tan ders almıştır. İlminin çoğunu Irak’ta tahsil etmiştir.
                        Diğer hocaları; Silvanlı Molla Hüseynî Küçük, ayrıca Şeyh Abdullah-ı Koğî ve Seyda-ı Molla İbrahim Şaîrî gibi âlim ve mutasavvıf, zahiri ve batini ilimlere vakıf olan bu muhterem zâtlardan zahiri ve batini ilimlere ait dersler okumuştur.
                       Zamanının meşhur alimlerinden Iraklı Şeyh Kemal’den dört sene ders almış, ancak hocasının vefatından sonra Suriye’ye geçerek Şah-ı Hazneye intisap etmiş kısa bir sürede Şeyh Ahmedü’l Haznevî’den hilafet aldığı gibi teberruken de ilim icazeti almışlardır. Daha sonra Seyda hazretleri yüksek bir mutasavvıf ve kıymetli yüksek ilimlerle bezenmiş ilmiyle âmil bir zât olarak Suriye’ye geri dönmek niyetiyle Mardin  Mazı Dağı Halîlî (Duraklı) köyüne gelmiştir. Fakat insanların onun ilmine ve yüksek şahsiyetlerine olan ihtiyaçlarından dolayı Suriye’ye gitmekten vazgeçmiştir. 1950’lerde Derik kazasına bağlı Tilvissim köyüne gitmiş, 1953’te eski adı ile Pirmirî -yeni adıyla Yaşar- köyüne gelmiştir. 1963’e kadar burada durduktan sonra bir yıl da Viranşehir’de bulunmuş, daha sonra tekrar Pirmir’e, 1969-1970’te Kızıltepe’ye gelmişler ve ömürlerinin sonuna kadarda burada ikâmet etmişlerdir.
                       Seyda Hz.lerinin ilme verdiği önem hakkında Molla Bedirhan’a sorduğumuz “Seyda Hz.leri ilme mi yoksa nafile ibadete mi yani alime mi yoksa âbide mi, daha çok önem verirdi?” sorusuna Molla Bedirhan şu şekildeki cevabı onun ilme verdiği önemi göstermesi bakımından manidardır:
                       -Seyda Hz.lerinin tercih ettiği ve en çok değer verdiği  haslet ilim idi. İlim talebelerini her şeyin üstünde tutar en edna bir ilim erbabını en yüksek mertebede bulunan âbid ve zahidlere tercih ederdi. Bununla beraber daima şu sözü söylerdi “İbadet ve zühd yok olduğu zaman dine bir noksanlık gelmez. Fakat  ilim yok olmaya yüz tutarsa din elden gider. Çünkü din ilim ile kâimdir.” Zira Allahû Teala Zümer suresi dokuzuncu âyetinde; “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Buyurmuyor mu. Ayrıca dinimiz ilmin Müminin yitiği olduğunu ifade ederek onu Çin’de de olsa gidip öğrenilmesi gerektiğini vurgulanmıyor mu. Hz. Ebû Derda (r.a.) “İlimden bir mes’ele öğrenmeyi, gece sabaha kadar ibadet etmekten çok severim” ve “Sen, ya âlîm ol, ya ilim talebesi ol, yahut da dinleyici ol, bu üç sınıfın dışında, dördüncü sınıftan olma ki, helâk olursun” şeklindeki kısa ve öz ifadeler ilmin önemini hatırlama bakımından ne kadar anlamlı ifadelerdir.