Molla Bedirhan (Seyda’nın halifesi):
                       Seyda, Suriye’den Türkiye’ye geldiği zaman halk  arasında adı duyulmaya başlandı. Yakın, uzak her yerden  ziyaretine gelirlerdi. Bu ziyaretlerin birinde Diyarbakır’dan kalabalık bir gurup gelmişti. Bu gurubun içerisinde Molla Abdurrahim isminde bir hoca vardı. Seyda etrafındakilere sohbet etmeye başladı. Yapmış olduğu sohbet ayrı ayrı konulardandı. Buna çok şaşırdık. Seyda’nın sohbeti devamlı bir konu üzerinde olurdu. Biz bunun bir hikmeti vardır dedik. Sohbet bittikten sonra Seyda kalkıp gideceği zaman Molla Abdurrahim Seyda’nın ayakkabılarını Seyda’nın önüne koyarak bastonunu eline verdi. Seyda yürümeye başladı. Meğer ki hocanın kalbinde bir şeyler varmış ki Seyda hemen dönüp hocaya baktı ve ona şöyle dedi: “Allah senden razı olsun ve dünyada mesut etsin.” O zaman o hoca cemaate dönerek Seyda kalbimdeki isteğin aynısını söyledi. Sizinkilere ne oldu dedi. Onlarda “evet bizimkileri de sohbet esnasında beyan etti” dediler. İşte o cemaatten biride bendim.

***
                       Molla Bedirhan (Seyda’nın halifesi): Halilan köyünde -Seyda’nın bulunduğu köyde-. İki aile vardı ki bu aileler rekabet içerisindeydiler. Fakat Seyda geldikten sonra aralarını düzeltti. Onları birbiriyle barıştırdı. Fakat onlara bağlı bazı kişilerin çıkarları kalmadığı için onları kışkırttılar. Bunu duyan Seyda hazretleri, onlara her ne kadar nasihatte bulunduysa da  bulunduysa da yinede kar etmedi. Zâten Seyda hazretleri onların barışmaları için orada bulunuyordu. En sonunda oradan taşınıp başka bir yere gitmeyi arzuladı. Köylülerde Seyda’nın gitmemesi için bir daha barıştılar. Fakat yine husumet oluştu. Oluşan bu husumetin kavgaya dönüşmesi üzerine Seyda oraya gelip her iki tarafı evlerine gitmeleri için ikna etti. Evlerine gitmekteyken fitnecilerden birisi gidenlere nereye gidiyorsunuz, ne fayda elde ettiniz diye onları tahrik etti. O zaman Seyda hazretleri şöyle bedduada bulundu: “Bu fitneyi körükleyip sebebiyet verenin gözüne kurşun girsin” dedi ve  Seyda  aralarından ayrıldı. Çıkan çatışmada o fitnecinin gözüne bir kurşun isabet edip helakine sebep oldu.

***
                       Molla Cemil anlatıyor:
                       Ben Suriye’de okuyordum beni şehre gönderip bir otobüs getirmemi istediler. Çünkü Şeyh Ahmed’e gidecektik. Arabayı getirdim. Giderken Halid köyünde bir dere vardı arabanın tekerleri deredeki çamura iyice battı. Biz ne kadar uğraştıysak arabayı çıkaramadık. Oranın ağası Seyda Hz.lerine haber göndermemizi istedi. Seyda Hz.leri geldi ve bize “ben ne yapabilirim ki” dedi. Ağa  Seyda Hz.lerine gurban siz direksiyona geçin, biz arabayı yiteriz dedi. Seyda Hz.leri direksiyona oturdu bizlere ağa ellerinizi arabadan çekin, eğer kerameti varsa arabayı çıkarsın dedi. Araba kendiliğinden çıktı böylece ağanında kalbi tatmin oldu.

***
                       Yine Molla Cemil anlatıyor:
                       Ben 16 sene askere gitmedim firar ettim. 16 sene sonra ben askerliğe gidecektim askeriyeye gittim belgeleri aldım iki gün sonra askere gidecektim yaşlanmıştım. Askerlikten de korkuyordum. Seyda Hz.leri ve Şeyh Alaaddin (k.s) Haznevî rüyada gördüm. Seyda Hz.leri bana niçin korkuyorsun dedi. Bende ibadetlerimi yapamam diye korkuyorum dedim. Seyda Hz.leri “üzülme şu anda görevin ne ise askerde de görevin o olacak, çünkü nakşi bendi saadatları sana dua etmişlerdir” dedi. Ben sivil hayatta imamdım. Askere gittim ve Şeyh Güzel’in oğlu orada yüksek rütbeli bir komutandı. Ben Şeyh Güzele Hacc sırasında yardım etmiştim.Şeyh Güzelin oğlu da askerde bana yardımcı oldu ve daha ilk günde beni Batman’da bir camiye imam olarak verdi.Ben de orada imam olarak vazifemi yaptım.

***
                       Molla Abdulgafur  anlatıyor:
                       Seyda hazretleri vefatından sonra sürekli ziyarete gelip giderdim. Bu ziyaretlerinde bir iki hafta kaldım. Daha sonra eve gitmek  için Seyda’nın oğlu Şeyh Selahaddin’den müsaade istedim. O da bana müsadeyi verdi. Sonra markada gidip vedalaşmak için biraz dua okuyup gidecektim. O anda  Seyda  hazretlerini türbesinin olduğu yerde ayakta olduğunu görünce şaşırdım. Seyda bana şöyle dedi “ Nereye gideceksin, bende kurban izniniz varsa eve gideceğim. Kendileri, var mı öyle kaçıp gitmek, kesinlikle izin yoktur, birkaç gün kal sonra git, dedi.

***
                       Molla Asım anlatıyor;
                       Ben askerdeyken bir gün komutan mecburiyetten dolayı sinema gitmemizi istedi. Biz de çaresiz biletlerimizi alıp sinemaya girdik. Girer girmez ben Seyda Hz. önümde gördüm bana şöyle dedi “Sen ne yaptığını sanıyorsun  hemen geri dön. Sonra kafamı kaldırdım, kendisinin karşımda olmadığını gördüm  Seyda’nın himmetiyle oradan dışarı çıktım ve beni kimse görmedi.

***
                       Molla Abdulkadir anlatıyor:
                       Seyda hazretleri Halit köyünde iken yanlarına bir yaşlı sofisi gelip,  kendisine talebe olmak istedi. Seyda Hz onu kabul etti. Yaşlı adam epey okuduktan sonra hastalandı. Seyda’dan izin alıp evine gitti. Evinde vefat etti. Seyda Hz onun mezarına varıp  biraz murakabe yaptı. Ertesi gün Seyda hz şöyle dedi. Ben onun bu gece rüyamda gördüm. Ona “sana nasıl muamele edildi, yerin nasıl” dedim. O bana şöyle dedi: “Allahu Teala bana sizin yanınızda  okumaya başladığımdan dolayı  büyük nimetler ihsan etti.” Ben de benim yerim nasıl  dedim? O bana “üstadım sizin yeriniz çok güzel olduğu için anlatılamaz” dedi.

***
                       Molla Muhammed anlatıyor:
                       Sağ-sol davalarının olduğu bir günde ben Seyda Hz.nin yanına geldim. Kendilerine “üstadım bunların hali nice olacaktır, dedim. Seyda Hz bana  geçenlerde seccadenin üzerinde otururken gözlerim kapandı, kendimi ravza-i mutahharada gördüm. Karşımda Resul-ü ekrem (a.s.) duruyorlardı. Elini ziyaret edip, Ya Rasulullah bunların hali nice olacaktır dedim. Şöyle buyurdular:  “Onları ümmetimden attım”. Sonra elimi tutup beni cennete götürdü. Cennette çok tanıdığım  kimse gördüm. Sonra geri geldik. Gözlerimi  açınca seccademin üzerinde olduğumu gördüm, dedi. O sırada bu olaya çok kişi şahit oldular.

***
                       Molla Abdülkadir anlatıyor:
                        Şeyh Ahmed Haznevi şöyle derlerdi: “Kim cennetlik birini görmek isterse Molla Abdürrezzak’a baksın. Çünkü o cennetlik birisidir.”

***
                       Bir müridi anlatıyor:
                       Kıbrıs Savaşı sırasındaydı. Etraf çok kalabalıktı. Bir ara sağ tarafıma baktığımda  Seyda Hz. başında sarığı, general elbisesi giyili, arkasında bir ordu ile savaşıyordu. Arkasındaki orduya işaret ederek saldırı emirlerini veriyorlardı. Çok şaşırıp  arkadaşlarıma da onu gösterdim. Onu epey izledikten sonra  bir ara başka  yerde gördüm. Sonra tekrar onun olduğu yere baktığımda onu orada göremedim. Ne kadar aradımsa da bulamadım. Askerlikten sonra Seyda’yı ziyarete geldim. Sofilere onun Kıbrıs savaşında gördüğümü söyledim. Onlar ise  o gün Seyda’nın evden ayrılmadığını, yalnız başka kişilerin de Seyda’yı Kıbrıs savaşında gördüklerini söylediler.

***
                       Hacı Hadi anlatıyor:
                        Seyda Hz ile bir gün divaneda beraber oturuyorduk. O hiç kimse onun yanına gelip bir şeyler söylememişti. Ben de kendilerinin yanından hiç ayrılmamıştım.  Gece oldu. Bana dönerek şöyle söyledi: Afganistan’daki mücahitler büyük bir zafer kazandılar. Çok sayıda  tank ve asker teslim aldılar. Ben, ne zaman oldu, dedim. Biraz evvel dedi. Ben, kurban kim söyledi, dedim. Seyda Hz bana söylediler, dedi. Sabah olunca radyoyu dinledim ve gerçekten de Afganlılar 400’e yakın  tank ve asker teslim almışlardı. Kendilerine  hiç kimse söylememişti. Demek oluyor ki gaipten kendilerine haber verilmişti.
***
                       Bingöllü Molla Muhammed anlatıyor:
                       Seyda Hz. Bingöl’e irşad için gittikleri zaman bir köye uğradılar. Orada bütün köylüler tevbe ettiler. Sadece bir köylü kaldı. O da ben tevbe etmezsem olmaz mı, tevbe etmeyeceğim diye tutturmuştu. Seyda Hz bir ara abdestini tazelemek istediğini söyledi. Biz de  kendisine ibrik verdik. İbriği alıp dışarı çıktı. Tövbe etmeyen adamın evi, Seyda Hz. nin misafir kaldığı evin tam karşısındaydı. Seyda Hz o eve doğru baktı. Sonra abdestini  tazelemeden  hemen içeri girdi. Biz de kendilerinin yerini düzelttik  ve oturdu. Aradan birkaç dakika geçtikten sonra birden kapı açılıp  tövbe etmeyen adam içeri girdi. Girer girmez ağlayarak Seyda Hz . nin ayağına kapandı. Seyda’dan tövbe aldı. Sonra, biz ona , tövbe etmiyordun , ne oldu, dedik. O da Seyda Hz. dışarı çıkınca benim evime baktı, onun boyu öyle büyüdü ki başı bulutları bile geçti. Ben de korkup hemen Seyda’nın yanına gelip  tövbe ettim, dedi.

***
                       Bir müridi anlatıyor:
                       Seyda Hz Halilan’da iken  bir gün kendi bağına gitmişti. Bağın altında oturuyordu. Ben oradan geçiyordum. Bir baktım, Seyda’nın oturduğu yerin üstünün nurla dolu olduğunu gördüm. Çok şaşırdım. Seyda’nın orada olduğunu bilmiyordum. Yavaş yavaş  yaklaştım. Yaklaştığımda Seyda’nın orada oturduğunu gördüm.

***
                       Molla Muhammed anlatıyor:
                       Seyda Hz yazın Hışhışok Köyüne gider. Talebelerini de beraberinde götürür. Orada talebelerini okuturdu. Misafirlerini de orada ağırlardı. Bir gün Seyda’nın misafirleri gelmişti. Seyda, yoğurt ile pekmez verin dedi. Ben,  üstadım, pekmez kalmamış, dedim. Kendisi nasıl kalmamış, git bak, dedi. Ben yine, kurban on fıçı var, hepsi de boş dedim. Seyda Hz. leri, olsun sen git bir bak, dedi. Ben de gittim baktım. Hepsi boştu. Geri gelip Kurban hepsi boştur, dedim. Seyda Hz, bir çay bardağı da mı çıkmaz, git, bir çay bardağına doldur getir dedi. Ben gittim zorla bir bardak çıkardım ve Seyda’ya getirdim. Seyda parmağını, bardağa batırıp parmağını yaladı. Güzelmiş tamam götür dedi. Ben de götürüp fıçının içine boşalttım ama hiçbir  şey anlamış değildim. Biraz sonra hanımım beni çağırdı.  Vardığımda on fıçının içinin pekmezle dolu olduğunu gördüm. Sonra Seyda’nın yanına geldim. Ben bir şey demeden, sus, dedi ve git misafirlerin yemeğini getir dedi.
***
                       Molla Bedreddin anlatıyor:
                       Pirmiri köyünde, Seyda  hazretlerinin yanında oturuyorduk. Bir gün Seyda  hazretleri, gökyüzüne doğru baktıktan sonra, inşallah birkaç dakika sonra yağmur yağacak  dedi. Biz bu sözde bir hikmet vardır deyip dışarı çıkıp  gökyüzüne baktık. Ama hiçbir bulut göremedik. Biz  aramızda konuşup dururken, birden bulutlar oluşup yağmur yağmaya başladı.

***
                       Hacı Muhammed Ali anlatıyor:
                       Seyda’nın şoförüydüm. Seyda ile Viranşehir’e gidiyorduk. Bir köyden geçerken iki siyah köpek arabanın arkasına koşmaya başladı. Biz birkaç kilometre gittik ama köpek hala arkamızdan geliyordu. Köpeklerden biri geri döndü diğeri hala peşimizden koşuyordu. Köpeklerden biri yoruldu ve gelmeyi bıraktı. Diğeri hala geliyordu. Seyda Hz.ler köpeğe doğru dönerek:  “Ey köpek sen bizden ne istiyorsun, niçin arkamızdan geliyorsun, biz senin bir malını mı aldık ki sen bizim peşimizden geliyorsun, dön git  evine diye seslendi.” Köpek aniden başını öne eğerek bir çığlık attı ve olduğu yerde kaldı. Sonra başını eğerek geri döndü ve geldiği yöne doğru gitti.

***
                        Bir Müridi anlatıyor:
                        Birisinden alacağım vardı. Bir türlü alamıyordum. En sonunda kararımı verdim. Silahımı alıp adamın evine gidecektim. Paramı isteyecek eğer vermezse onu vuracaktım. Planımı hazırlayıp, evine gittim. Paramı  istedim. Adam vermedi. Bende, bir çalının arkasına  saklandım. Adam evinden çıktığı zaman  vuracaktım. Beklerken gece yarısı olmuş uykumda gelmişti. Birden  Seyda Hz.ni gördüm. Hemen ayağa kalkarak elimi bağladım. Bana burada ne yapıyorsun dedi: Bende “ Kurban bir adamda alacağım var. Ama bir türlü vermiyor. Bende bu sefer  vermezse  onu vuracağım dedim. İstedim vermedi. Evden çıkar çıkmaz onu vuracağım”  dedim. Seyda Hz. “Deli olma git  evine, o parayı yarın getirir” dedi. “Evet  Seydam” deyip gittim, sabah olduğunda  kapı çalındı. Kapıyı açtığımda karşımda paramı vermeyen kişi duruyordu. Bana kusura bakma , kalbini kırdım. Paranı getirdim, deyip paramı verdi. Ben merakla senden o kadar istedim, vermedin. Niçin şimdi verdin, dedim. O da bana bu akşam rüyama nur yüzlü bir evliya gelerek müridimin parasını hemen ver, yoksa iki gözünü çıkarırım, dedi. Ben de korktum ve hemen getirdim, dedi.

***
                       Bir müridi anlatıyor:
                       Ben Seyda Hz. türbesine girmekten hatta geceleri yanından bile geçmekten korkuyordum. Bir akşam Seyda Hz.lerinin torunlarından birisi bana türbenin yanındaki çiçekleri sulamamı istedi. Ben de suyu getirdim. Çiçekleri sulamaya başladım. O vakit kimse kalmamıştı. Çiçekleri suladıktan sonra, türbenin kapısı birden sonuna açıldı. O anda içimde şiddetli bir içeri girme arzusu oluştu. Ben korkuma rağmen, içeri girme arzumu yenemedim. Türbenin içine girdim ve mezarın yanına durarak, gözlerimi kapattım, dua okumaya başladım. Aniden gözlerim kapalı olduğu halde içeriye sanki güneş ışığı gibi ışık yayılmaya başladı. Hemen gözlerimi açtım. Sonra dışarı çıktım. Bu olay, içimdeki korkunun yerine sevgi koydu.

***
                       Bingölden Molla Mahmud şöyle dedi:
                       Ben Molla Nûranîden ders okuyordum, onbeş yaşlarındaydım. O zaman Seyda Suriye’nin  Halid köyünden  Halîlîye yeni gelmişti. Molla Mahmud: Molla Nureddin bize Halîlîye gelen zât Şeyh Ahmed-i Haznevî’nin halifesidir ve büyük bir alimdir deniliyor, ben ziyaretine gideceğim belki de tövbe ederim, benimle gelmek isteyen var mı? dedi. Arkadaşların çoğu Molla Nureddin ile gittiler. Bende okumaktan kaçmak niyetiyle bunlarla gideyim dedim ve gittik. Halîlîye yaklaştığımızda Seyda Hz.leri sanki geleceğimizi haber almış gibi bizi karşılamaya geldiğini gördük. Bu iki zât birbirlerini daha önce hiç görmediği halde sanki çok eski birer arkadaşlarmış gibi birbirlerine sarıldılar ve ikisi de ağlamaya başladı. Daha sonra bizde mübarek ellerini ziyaret ettikten sonra hep beraber medreseye geldik. Molla Nûranî hiçbir keramet aramadan tereddütsüz intisap etti. Bizimle gelen arkadaşların hepsi intisap ettiği halde ben etmemiştim. Çünkü ben kendime göre on beş yaşında günahsız bir insandım, tövbeye ihtiyaç duymadım. Sonra arkasında namaza durmuştuk ki benim gözlerim Seyda Hz. lerinin boynuna ilişti ve kendi kendime dedim ki: “Bu Şeyhler kuzu eti yemekten boyunları kalın oluyor” dedim ve bu düşüncelerle namazı bitirdik. Ve Seyda Hz. leri tesbihe başlamadan bize döndü ve benim gözlerime bakarak dedi ki “boynumuzun kalınlığı bize ikram edilen yemeklerden veya kuzulardan değil fıtratım böyle. Ben öyle mahcup oldum ki bu düşüncelerimden dolayı çok pişman oldum. Daha sonra divanede sohbet esnasında dizlerim ağrımasından dolayı yine kalben itirazlara başladım. İtirazım şuydu: “Deniliyor ki Şeyhler insanların ahvalini biliyor. Fakat Seyda Hz. leri bizim halimizi neden görmüyor. Halbuki kendisi rahat denecek bir şekilde omzunda hırkası bağdaş kurmuş oturuyordu.” Ben bu düşüncelerle meşkulken Seyda Hz. leri ani bir hareketle yaslandığı yerden doğruldu. Ve bana bakarak dedi ki dalgınlığıma verin, dalmışız. İçinizde mazereti olanlar, yorulmuş olanlar olabilir rahat oturun dedi. Ben bunu rastlantı olarak düşündüm. Perşembe günü öğrenciler şakalaşıyor oyunlar oynuyordu. Ben de o oyunun içindeydim ki orada Seyda Hz. leri eğer benim gönlümün bulunduğu kişiyi kastederek o senin olacaktır derse tevbe ederim, dedim. Ve o an ensemde bir dokunma hissettim. Ben halayın başındaydım. Seyda Hz. leride koluma girdi ve biraz sonra beni kolumdan çekerek halaydan alarak beni medrese dışına çıkardı ve ben daha bir öğrenci olduğum halde Molla Mahmud otur dedi. Bende oturdum ve devamla bana “Molla Mahmud bende aciz bir kulum. Allah’ın takdir ettiği kaderi nerden bileyim. Ben senin gibiyim. Bizimle neden uğraşıyorsun. Bu yük ağır bir yüktür” dedi. Ve sonra ben ağlamaya başladım. Sonra Seyda Hz.leri benim mahcubiyetimi gidermek için “bunlar normaldir”. Bir mürşide intisap etmek için insanın kalbinde bazı şeyler varid olur ama bunun gibi değil, dedi. Ve devamla “senin sevdiğini başkası nişanlamış olsa da o senin olacaktır, dedi”. Daha sonra ben Bingöl’ün Genç kazasına gittim. Ve öyle oldu ki ben Seyda Hz. lerinin bana söylediklerini unutmuştum. Benim sevdiğim kızı başkası istemiş ve düğün yapıyorlardı. Ben bunu haber alınca dayanamadım ve hatta oğlan evi de gelini de almaya gelmişlerdi ki ben direk sevdiğimin odasına gittim. Onu duvaklı olduğu halde kolundan tuttum ve direk Bingöl’e götürdüm. Bu olaylar olduktan sonra Seyda Hz. lerinin bana dediği aklıma geldi. Ve Seyda Hz. lerinin ne kadar büyük bir mürşid olduğunu farkettim. Ve şu anda da Seyda Hz. lerinin alacaksın dediği kız çocuklarımın anasıdır.

 

***
                       Molla Abbas, Molla Muhammed Sabunî’nin şöyle dediğini naklediyor:
                       Seyda Hz. leri Halîlî köyündeyken bende Halîlî köyü yakınındaki Hırabezin köyünde imamlık yapıyordum Seyda Hz. lerine “Seydam izniniz olursa Halîlî köyüne evimi getireceğim, imamlığı da bırakacağım” dedim. Seyda Hz.leride “imamlığına devam et. Sabahları atına binersin Halîlî köyüne gelip dersini alıp geri gidersin” dedi. Bende tamam Seydam dedim. Bir sabah atıma bindim Halîlî köyüne dergaha giderken yolda atın ayağı kaydı.Attan düştüm, atta üzerime düştü. Bende dayanamadım, Seydam ne yaptın bırakmadın Halîlî köyüne evimi getireyim, bak ne oldu dedim. Ve yola devam ettim. Dergaha geldiğim zaman daha ben bir şey demeden Seyda Hz.leri: “Molla atının ayağı kaydıysa bizim suçumuz nedir” dedi.

***
                       Molla Abbas, Hacı Mahmud’un şöyle dediğini nakletmektedir:
                       Rivayet edilir ki bir alim bir kabri ziyaret ettiği zaman kabirdekinin ne halde olduğu ona Rahman tarafından gösterilir ve o alimin arka tarafında duran kişi alimin gördüklerini alimin sayesinde görür. Ben bu durumu bildiğim için Seyda Hz.leri bir kabri ziyaret ettiği sırada gizlice arkasına saklandım. Seyda Hz.leri kabrin karşısına oturdu ve gözlerini kapattı.Bende  omuzlarının arkasını görecek mesafedeydim. Seyda Hz.leri gözlerini kapattığı an hemen tekrar geri açarak niçin arkamda duruyorsun, hemen çekil oradan dedi. Bende derhal orayı terkettim.

***
                       Anlatılmıştır ki Seyda Hz. leri vefat ettikleri zaman Halîlî yani Seyda Hz. lerinin köylüleri Seyda Hz. lerinin markadı kendi köylerinde olmasını istiyorlardı. Bunun üzerine köylüler bir mezar kazıp hazırladılar. Uzun bir ihtilaftan sonra Kızıltepe’ye defnedilmesine  karar verilmiş olmasına rağmen köylü mezarı bozmadılar. Bir gün bir köylü Seyda Hz. leri için hazırlanmış mezarın yanından geçerken boş mezarın içinin nurla dolu olduğunu gördü. Bu durumu hemen köylülere haber verdi. Köylülerde gelip baktıklarında gerçektende öyle olduğunu gördüler. Bunu Seyda Hz. lerinin bir himmetyi olarak değerlendirdiler. Şuanda bu mezar köyde bulunmaktadır.

 

***
                       Seyda Hz. lerinin Suriye’de bir talebesi hastalanmıştı. Seydaya “üstadım ben hurimi görüyorum” dedi. Seyda Hz. leri nasıl görüyorsun oğlum dedi . Talebe “üstadım boynunda bir halka var. Halkanın içinde ise benim ismim yazıyor” dedi. Seyda Hz. leri doğrudur evladım dedi. Birkaç gün sonra o talebe vefat etti.

***
                       Sofi Hıdır anlatıyor:
                       Bir gün hayvanımla yük çekiyordum. Atım bir çamura girdi, ne kadar uğraştıysam çıkaramadım. O an aklıma üstadım geldi. Seyda Hz. lerinden medet istedim. Seyda Hz. leri geldi atımı tuttu çamurun kenarına koydu böylece beni bu zor durumdan kurtardı.Mübarek ellerini ziyaret ettim, sevincimden ağladım. Seyda Hz. leri bir anda geri kayboldu.

***
                       Molla Ali Rıza anlatıyor:
                       Biz zamanında Seyda Hz. lerinin yanında talebeyken bir ağa vardı. Seyda Hz. lerine haber göndererek zekat vermek istediğini söyler. Seyda Hz. leride bize bir araba kiralayarak o ağaya gönderdi. Ağanın yanına vardığımızda bir taksinin içinde gerilerek oturmuş adamlarıda omuzunu ovalıyordu. Biz “bizi üstadımız gönderdi.Allah’ın zekatını almaya geldik” dedik. Ağa birden hiddetlenerek bize kızdı, bağırdı,biz bilmiyormuyuz dedi. Üstelik Seyda Hz. lerinede hakaret etti. Biz çok sinirlendik. Öfkemizden titriyorduk. Geri dönüp geldik ve durumu Seyda Hz. lerine haber verdik. Seyda Hz. leride sabredin evladım, sabredin, dedi. Bu olay üzerinden daha bir hafta geçmişti ki o ağa Mardinle Diyarbakır arasında kaza geçirdi. Param parça oldu.Vücudunu poşetlere koyup Kızıltepe’ye ancak öyle getirebildiler.

 

***
                       Hacı Hadi anlatıyor:
                       Kör bir hafız biz Seyda Hz.leriyle bir yerde otururken bu adam yanımızdan geçiyordu. Ben Seyda Hz. lerine “Seyda bu adam  değerli bir insandır. Nereye gitse orada onu imam yaparlar, davalarda onu öne sürerler” dedim. Seyda Hz. leri “o münafıktır” dedi. Ben yine o adamı anlatıyordum. Seyda Hz. leri yine “o münafıktır, o münafıktır ” dedi. Ben Seyda Hz. lerinin niçin öyle dediğini anlayamamıştım. Fakat Seyda Hz. leri vefat ettikten sonra methini ettiğim o adam evli bir kadın kaçırdı. Bundan dolayı da bir çok insan öldürüldü. Ben Seyda Hz. lerinin neden öyle dediğini o zaman anladım.

***
                        Diyarbakırlı Molla Mustafa anlatıyor:
                       Biz Seyda Hz. lerinin yanında talebeyken Şeyh Ahmed-i Haznevî’nin oğlu Şeyh İzzeddin Suriye’den Nusaybin’e geleceği haberini almıştık.Onu ziyaret için Seyda Hz. lerinden izin istedik Seyda Hz. leri izin vermedi. Ama biz görmeyi çok istiyorduk. Bir ara boş bulunduk ve Seyda Hz. lerinin haberi olmadan Şeyh Selahaddin, Molla Bedirhan, Molla İbrahim ve diğerlerinden birkaç kişi gitmeye karar verdik. Bunu haber alınca Seyda Hz. leri “ne onlar Şeyh İzzeddin’i görecek ne de Şeyh İzzeddin onları görecek, hiç kimse muradına eremeyecek ” dedi. Bir müddet sonra onlar eve gelir. Biz Seyda Hz. lerinin bir deyip demediğini sorarlar. Onlarda biz Seyda Hz. lerinin onlar hakkında söylediklerini söylerler. Bunun üzerine onlar “gerçektende öyle oldu”. Şeyh İzzeddin daha şehre girerken oğlunun Suriye’de kaza yaptığı haberi geldi ve Şeyh İzzeddin hemen geri gitti. Ne biz Şeyh İzzeddin’i gördük ne de Şeyh İzzeddin bizi gördü.

***
Molla İbrahim anlatıyor:
                       Seyda Hz. leri Pirmirdeyken bir kızı vardı ve velî biriydi. Vefat ettiğinde Seyda Hz. leri bize “gidip ruhuna bir fatiha bağışlayın,bir ses duyarsanız korkmayın, hemen oturup rabıta yapınız ne görürseniz gelip bana anlatınız” dedi. Bizde aynısını yaptık. Fatihaları bağışlayınca bir ses duyduk fakat Seyda Hz.leri emrettiği için kaçmadık.Rabıta yaptık baktık ki Seyda Hz. lerinin kızı güllük gülüstanlık bir bahçede oturmuş, Üzerinde de bir elbise vardı ki o elbisede Dünyadakilere hiç benzemeyecek kadar hoştu. Kabri de binlerce ışıkla aydınlatılmış gibi parlak ve aydınlıktı. Biz büyük bir hayranlıkla bunları seyrettik ve olanları Seyda Hz. lerine anlattık.

 

***
                       Bingölden Molla Muhammed anlatıyor:
                       Seyda Hz. leri Bingöle geldiğinde bizim eve uğradı . Seyda Hz. lerini kalabalık bir topluluk karşıladı. Ben Seyda Hz. lerini karşılamaya gelen sofilere “siz gidin yeri hazırlayın, ben Seyda Hz. leriyle geleceğim” dedim. Ben Seyda Hz. leriyle giderken bana “buralarda kar yok mu? Olsaydı biraz yerdik” dedi. Ben, kar altı saatlik uzaklıktadır, dedim. Seyda Hz. leri bana atı tutmamı, bir müddet istirahat etmek için attan ineceğini  söyledi. Attan inince seccadesinin serilmesini istedi. Seccade serilince üzerine oturdu. Bana da şöyle bir olay anlattı: “Bir Şeyh varmış. Birisi ona gelerek tevbe edeceğini söylemiş, Şeyh de o zâta abdestimi bitireyim sonra sana tövbe vereyim, deyince Allah (c.c.) o Şeyhin derecesini indirmiş.Ben de korkarım ki şimdi birisi gelse ve benden tövbe almak istese attan ininceye kadar Allah (c.c) beni o Şeyhin durumuna düşürür” dedi. Ben de “ kurban çölde kim tövbe edecek” dedim.
                       Seyda Hz. leri “biz bir misal verdik” dedi. Biz beş dakika kadar Seyda ile beraber oturduktan sonra ansızın birisi çıka geldi. Katırının yükü kar doluydu.Adam bize hem kar verdi, hem de tövbe etti...

***
                        Bingölden Molla Muhammed anlatıyor:
                       Seyda Hz. leri ile beraber benim köyüm olan Hımar köyüne gitmiştik. Burası benim köyüm olduğu için akrabalarımın tövbe almasını istiyordum. Akrabalarımı dolaşarak gelen Seyda Hz.lerinden yararlanmaları için, gelin Seyda Hz. lerinden tövbe alın dedim.Yakınlarımdan birine tövbe alması için haber gönderdim. Yakınım haberciyi kovmuş. Bunun üzerine bizzât kendim gittim ve “sen neden gelip tevbe etmiyorsun bu fırsat bir daha ele geçmez” dedim. Böyle deyince neredeyse beni dövecekti. Orada münakaşa ettik. Geri dönüp geldiğimde Seyda Hz.leri yüzümün halinden bir şey mi oldu? diye, sordu.Bende olanları Seyda Hz. lerine anlattım. Seyda Hz. leri o adamın evini bana göstermemi istedi. Tam o sırada o yakınım hemen dışarı çıktı. Seyda Hz. leri tamam içeri girelim dedi.İçeri girer girmez o yakınım koşarak yanımıza gelip Seyda Hz. lerinin ayaklarına kapandı ve tevbe etti. Seyda Hz. leri tevbeyi benim anlatmamı istedi.Tevbe şartlarını anlattıktan sonra kendisine “biz iki defa evine geldik nerdeyse bizi dövecektin.Şimdi ne oldu da koşarak geldin, tevbe aldın. Yakınım “sanki içerden biri beni çekipdışarı çıkardı.Çıktığım an sizi dışarıda gördüm. Şeyhe baktığım zaman Şeyh gözüme karşı ki dağın iki misli daha büyük göründü.Bende korkup, koşarak geldim ve tövbe ettim” dedi