Seyda Hz.Resûlullah’ın varis ve halifelerindendir. Böyle olmasına rağmen kendileri neseple övünmekten ve övülmekten uzak, gerçek bir ilim adamıdır. Merhum Seyda(k.s) gayet vakarlı, mutevazi, metin, ilim, irfan, edep, haya, hilm, şefkat, merhamet, sehavet, şecaat, cesaret ve daha bir çok hasletleri cami ahlakı haseneye malik eşine az rastlanan bir ilim deryası idi. Az konuşur, konuşanın sözünü tamamlamadan kendisi konuşmazdı. Muhatabının anlattığı konuyu bildiği halde duymamış gibi dinlerdi. Dünya malı gözünde gayet değersizdi. İhtiyacından fazla olan bir şey bırakmazdı. Fakir, sakat, yoksul ve öksüzlerin barınağı idi. Hiç kimseden bir şey istemez verileni de reddetmezdi. Gelirini muhtaçlara ve ilim talebelerine sarf ederdi. Talebelerine şefkati ebeveynlerinden daha fazla idi.
Bütün varını yoğunu ilim neşretme tedrisat yapma uğruna talebelerine sarf ederdi. Daha çocukluk yaşlarında iken bile iyi bir ahlaka sahipti. Kimseyi incitmez daima yumuşak davranırdı. Ancak bir münkirin hücumundan hiddetlenir, o münkirin izalesi için canını feda etmekten çekinmezdi.
Dini, vazifeleri hiç ihmal etmezdi. Hastaları ziyaret eder, hastanın şifa bulmasını Allah’tan niyaz ederdi. Taziyeye gitmeyi ihmal etmez ölülere hayırlı dualarda bulunur, geride kalanları teselli eder sabırlı olmalarını tavsiye ederdi. Akraba ve dostlarını ziyaret eder, onlara vaaz ve nasihatlerde bulunur onlara Allah’ı hatırlatırdı. Dost ve sevdiklerini hiç unutmazdı. Onları daima hayırla anar iyi huylarını hatırlatırdı. Çok vefalıydı. Bir yolculuğa çıktığı zaman bir kişi de olsa müntesiplerini mutlaka ziyaret eder öyle yoluna devam ederdi. Üstadlarına karşı son derece hürmetli ve mütevazı idi. Elinden gelen yardımı ve ihsanı yapar onların gönüllerini alırdı. Hocalarının yakınlarına, akrabalarına, aile ve çocuklarına çok merhametli davranır onlara ihsanlarda bulunurdu. Hele sevdiklerinin en uzak akrabalarına bile sonsuz hürmeti vardı. Âl-i Resule çok bağlı idi. Seyyid olan kişinin önünden yürümez ondan önce kalkmaz, onu en yüksek yere oturtur ve ona karşı hürmette eksiklik göstermezdi.
Tasavvuf erbabının hayatlarını gayet iyi bir şekilde anlatır, kerametlerini kaynak göstererek beyan ederdi. Sohbette anlattığı evliyanın menkıbelerini tafsilatlı anlatır, o menkıbenin vukusunda hazırmış gibi canlandırırdı. Evliyanın kerameti hakkında ise “kerameti sorarsanız en büyük keramet kitap, sünnet ve icma’ üzere yaşamaktan daha büyük keramet yoktur” derdi.
Şeriat-ı garraya son derece bağlıydı. En küçük bir meseleyi titizlikle tatbik eder ve ettirirdi. Herkesin kalbini kerametle değil ilim ve nurlarla doldurmuş Muhammed aleyhisselâmın dinini canlandırarak kuvvetlendirmiştir. İnsanları sünneti seniyyeye teşvik etmiş, bir çok âlim ve evliyâ yetiştirmiştir. Öyle ki teveccüh eserleri ve cezbe nûrları, talebelerinde ve müridlerin hallerinde görülmeye başladı. Bu gayretli yetiştirme ve feyz verme sırasında, bazı çekemeyenler oldu ise de Seyda Hz. Onlara nasihat etti. Bu nasihatlerle uslanmayanlar sonunda yaptıklarına pişman olup af dilediler. Seyda Hz.leride ihsan ederek onları afetti. Böylece bir çok kimse sohbetlerinden ve feyzlerinden istifade etti. Muhammed’in nurunu yaymaya çalıştı, sünneti ihya ve kulları ıslah etti.
O, Resulüllah’ın âli ve yakınlarından olup, nesepçe ehlibeytindendir. Seyda hazretleri, asırlarda benzeri az yetişen müstesna âlimlerden ve büyük bir mürşid-i Kamildir. İslam düşmanlarının dine insafsızca saldırdığı dönemde Allahû Teâlâ kullarına acıyarak Seyda gibi bir zât yarattı. Ona derin ilimler ihsan eyledi. Bu yüce zât insanları din düşmanlarına karşı uyardı ve gafletten uyandırdı. İnsanlara ışık saldı. Günahların, bid’at ve hurâfelerin çoğaldığı, delâletin yayıldığı bir zamanda insanları aydınlık yollara sevketti, onlara rehber oldu.
Anladığımız kadarıyla Seyda Hz. bir örnek timsaliydi. Onun bereketi ve sohbetleri ile bir çok günahkâr tövbe etti. Bir çok fasık ve fâcir onun güzel hallerini görüp, sohbetini işitip tövbe etti. Uzaktan ve yakından çok kimseler uyanık ve rüyâda iken onu görerek yanına koşmuş, huzûruna geldiklerinde gördüklerini aynen bulmuşlardır. Âlim, Sâlih, genç ihtiyar binlerce kimse onu görüp sohbetinde bulununca feyz alarak kalpleri zikreder olmuştur. Huzurundaki pek çok sayıda talebeleri, müridleri manevî hâllere, yüksek derecelere kavuşturmuştur.
Seyda Hz., İslâm dininde her sözü sened olan, Ehl-i sünnetin, temel direklerinden çok büyük bir âlim ve velîdir. Kendileri tasavvufun bütün inceliklerine ve en yüksek kemâllerine kavuşarak tasavvuf deryasından bol bol nurlar saçmıştır. Yüksek ma’rifetler, beliğ ifadeler ve fasih sözleri ile çok kimsenin anlamada aciz kaldığı yüksek hakikatleri, candan arzulayanlara sunarak, bu sonsuz deryadan susuzlarının harâretini teskin etmiştir. Yolunu şaşıranlara doğru yolu göstermiş, aşağı derecelerde takılıp kalanları çok yükseklere çıkarmıştır. Müridlik, mürşidlik, tarikat, kutb, gavs, evliya, zikr, marifet, kerâmet gibi kelimeleri çok mükemmel bir şekilde açıklamıştır. Müslümanları kandıran ve şaşırtan cahillerle, dünyaya düşkün bozuk tarikatçıların maskelerini indirmiştir. Velâyetin ve velîliğin muhakkak keramet göstermek demek olmadığını, asıl veliliğin Allahû teâlânın emirlerine ittiba ve sünneti seniyye üzere olmakla mümkün olacağını bunu yapan kişinin zamanının velisi olduğunu beyan buyurmuşlar; tasavvufun İslam dışında ayrı bir yol değil, bizzât dinimizin içinde, emir ve yasakların kolaylıkla yapılmasına yardımcı olan ve Allahû teâlaya muhabbet yolu olduğunu çok veciz şekilde izah etmiştir. Böylece din bilgisi az olanların ve hâkîki tasavvuf ehli olmayanların, şaklabanlıkları ve istidrâclar ile insanları kandırmalarına ve böylelerinin mârifet ve kerâmet sahibi hakîki velîlerle karıştırılmasına mâni olmuştur.
Ayrıca zamanındaki bir çok ilme vakıftı ve özellikle fen ilimlerinden coğrafyayı en üstün şekilde biliyordu. İlimle ve hizmet yolunda Seyda hazretlerinin dîne yıllarca büyük hizmetleri olmuş; sağlam, iknâ edici delillerle sapık fikirleri çürütmüş, Ehl-i sünnet i’tikadını ve doğru din bilgilerini yaymış, bid’at ve batıl sapık fikirleri ortadan kaldırmaya hased ve iftirâcıları tezkiye etmeye çalışmıştır. Ehl-i sünnet ve cemâat i’tikâdını beyân etmeye teşvikte muvaffak oldu.Ve dahi bid’at ve küfr zulmeti kalkıp, imân ve sünnet nûru yayıldı. Seyda Hz.leri İslam dinine yaptığı ilmî hizmetlerle İslamiyeti iman, amel ve ahlak esasları olarak bir bütün halinde insanlara yeniden duyurmuş, şüphesi ve bozuk düşüncesi olanlara cevaplar vermiş, Müslümanları çeşitli fitneler ve propagandalarla zaafa düşürmek, parçalamak ve böylece İslam dinini yıkabilmek ümidine kapılanları hüsrana uğratmıştır.
İlimde olduğu gibi amelde de bir örnekti, kendileri. Her durum ve şartlarda yaz olsun, kış olsun, seferde ve hazarda; ekseriyâ gecenin yarısından sonra, ba’zan da gecenin üçte ikisi geçtikten sonra kalkar, o vakitte okunması sünnet olan duâları okur, mükemmel bir abdest alırdı. Abdest alırken bir başkasının su dökmesini istemezdi. Abdest suyunda o kadar ihtiyatlı davranırdı ki, bundan fazlası tasavvur olunamaz. Abdest alırken kıbleye dönmeye çok dikkat ederdi. Fakat ayaklarını yıkarken, kıbleye doğru değil biraz yan tarafa dönerlerdi. Yanî ayaklarını kıbleye karşı yıkamaz, kıbleye ayak uzâtmazdı. Her abdestte misvak kullanmağa ve her namaz için abdest almağa çok dikkat ederlerdi. Her uzvu üç defa yıkar, her defâsında, elleriyle uzvundan suyu silerdi, tâ ki yıkanan uzvundan ve ellerinden damlama ihtimâli kalmasın. Bunun sebebi abdestte kullanılmış suyun temiz veya necis olması hakkında ihtilaf olmasındandır. Her ne kadar fetvâ, temiz olduğuna dâir ise de, ihtiyatli davranırdı. Her uzvu yıkarken, kelime-i şehadet ve “Tekmile-i miskâf” gibi hadis kitaplarında, bazı fıkıh kitaplarında bildirilen abdest duâlarını okurdu. Abdesti bitirdikten sonra, o vakitte okunması bildirilen duâyı okurlar ve teheccüd namazına başlardı. Tam bir itminan, huzur ve cem’iyyetle, uzun süreler okuyarak teheccüd namazı kılardı. Öyle ki, insan gücü buna zor takat getirirdi. Teheccüd namazını bitirdikten sonra tam bir huşû ve istiğrak ile sessizce murakabeye otururdu. Sabah namazının sünnetini evinde kılar, sünnetle farz arasında; “sübhanallahi ve bihamdihi sübhanallahil azîm” duasını okurdu. Sabah namazının farzını kılar sonra evine gider çocuklarının hâllerini sorar eve lâzım olan ve yapılması îcâb eden işleri söylerdi. Sonra hûsusi odasına çekilir, Kur’an-ı Kêrîm okur, bundan sonra talebelerinin dersini verirdi. Ba’zen talebelerinden her birine hâline ve istidâdına göre bir vazife verirdi. Sohbetlerinde bir Müslüman’ın gıybeti edilmez, kimsenin aybı zikr olunmazdı. Talebeleri onun olduğu yerde, gâyet edep ve huşû ile otururlardı.
Muhterem üstaz Hz.’nin ahlâkı, adâbı, her hali sallallahu aleyhi vessellem efendimiz hazretlerine tamamen, hayret edilecek şekilde uygundu. Şöyle ki: Seyda da iki kızını da bir zâta diğerinin ölümü üzerine vermiş. Birinin adı Rukuye diğerininki Ümmü Gülsüm idi. İsimlerdeki aynilik, uygulamadaki benzerlik görüldüğü gibi hayrete düşürücü ve bir o kadarda sevindirici bir tablodur.
Yemede, içmede, giyim adabında, yokluklarında, hazarda, seferde, beşerî münasebetlerde, aile hayatlarında, namaz, oruç, hac gibi vesair hususlarda ve sayıya gelmeyen adâplarda Fahr-i Kâinat Efendimiz hazretlerini nihayetsiz derin bir aşkla rehber edinmişlerdi. Her hayır vasat halde bulunmaktadır. “Yani ne ifratda ne de tefrittedir. Zira bir grup sahabe geldiler, Rasûlü Ekrem efendimize, ailelerinden ayrılmağa, vakitlerini dünyalık şeylerden el çekerek, namaz, oruç gibi ibadetlerle geçirmeğe kararlı olduklarını söylediler, bunlara cevaben sallallahu aleyhi vesellam efendimiz:“Benim ahlakıma ve yoluma uygun az amel, yoluma uymayan çok amelden daha hayırlıdır. Benim yoluma ve ahlakıma uymayan her hareket sapıklıktır. Her delâlet de cehennemde olur” buyurdu.
Çok kimseler zannederler ki mânen terakki etmek, yalnız fazla ibadetlerdir. Hayır, hakiki terakkiyet, tam Cenab-ı Hakk’ın huzuru ilâhiyesinde olduğunu bilerek sünnet-i seniyye gölgesinde ne yapılması icap ederse onu yapmaktadır. Çok kimseler vardır ki, bunların nafile ibadetleri çoktur, daima oruçludurlar, daima gece namazlarına devam ederler. Fakat helale harama dikkat etmeyip; İslâmî ahlâk ile müteallik olmaya gayret etmezler, boş zamanlarını dedikodu, gıybet ile geçirirler. Ellerine ne geçerse mideden aşağı indirirler. Halbuki bunlar keşke nafile ibadetlerini azaltsalar da ahlâklanma hususunda gayret edip hak-hukuk mevzularında uyanık olsalar. Zira Peygamberimiz Efendimiz Sallahu aleyhi vesellem hazretleri :
“Kim helâl kazanır, helâl yer, ehl-i sünnet ve’l cemaat yolunda gider, insanlarda kendisinden gelebilecek zararlardan emin olurlarsa mutlaka cennete girer” buyurmuşlardır.
Allah dostları zamanlarını iyi değerlendirirler, farz namazlarını vaktinde kılarlar, diğer teheccüd, işrak, duhâ ve evvabin namazlarını da, farzmış gibi vakitlerinde eda ederler. Bu hususta Seyda hazretlerinin uygulamalarını zikretmenin uygun olacağı kanatindeyiz.